Hurufilik 2007-08-06 22:44:00 Hurufilik, kimi araştırmacılara göre ayrı bir din, kimilerine göre bir mezheptir ya da yalnızca bir tarikattir. Hurufiliğin harflere olan özel ilgisi , “Felsefe Ansiklopedisi”nde Hurufilik, “harflerden dinsel anlamlar çıkaran İran içrekçiliği (ezoterizmi)” olarak tanımlanmaktadır. Britannica’da yer alan tanım da “harf ve rakamların çeşitli yorumlanmaları üzerine kurulu bir inanç dizgesi” biçimindedir. Zaten “huruf” sözcüğü harf sözcüğünün çoğuludur. Hurufilik, harflere olan özel eğilimi dışında, ikinci bir özelliği ile de ilgi çekmektedir, o da “içrekçi” yani “batıni” (ezoterik) oluşudur. Bu durumda Hurufilik olarak bilinen bu inanç akımını iki temel nitelik altında değerlendirmek gerekmektedir: Ezoterizm ve Harfler. Harflerden dinsel anlamlar çıkaran her inanç akımı Hurufilik ile ilgili olmadığı gibi, ezoterik nitelikli akımların tümü harflerin anlamları ile ilgilenmez. Hurufilik, bir yandan
Muhteşem İmparatorluklar ve Isaac Asimov 2007-08-06 07:36:00 Dün, bugün ve Yarın Bilim Kurgu yazarı Isaac
Asimov
kitaplarında hep bir İmparatorluğu anlatır.Bu imparatorluk bir düş gibi romanlarında , öykülerinde sayfalarca işlenir durur.Esasında insanoğlunun Kral Sargon 'dan bu yana 5,000 yıldır kurmayı düşleyip ve sonra koruyamadığı tatlı bir düş.Düşü bozan , yok eden hep 'barbar ' olanların çıkardığı savaşlar olmuştur . Bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar, binlerce yıldır süregidiyor .Din Savaşları konusunda şunları söylüyor Asimov . :"Avrupa yüz yıldan fazla bir süre boyunca, 1522’den 1648’e kadar “din savaşları” nedeniyle kana bulanmıştır.Bunun nedeni de Papalıktır .Katoliklerle Protestanlar arasında Papalık sorunu nedeniyle telafisi imkansız bir ayrılık olduğunu görürüz. Katolikler Papa’yı İsa’nın vekili ve tüm dünya kiliselerinin başkanı olarak görürken, Protestanlar bunu kabul etmez. Bunun için savaşırlar."Dün "Tarım toplulukları ürünlerini
Orhan Pamuk ve Kara Kitap Üzerine Eleştiriler 2007-08-10 13:58:00 Orhan Pamuk nedense bir edebiyatçı olarak değil de Türkiye'yi eleştiren bir siyasi muhalif gibi değerlendirilmek istendi.Öyle de oldu. Toplumda büyük bir kesim kitaplarını okumadan onu yargılama yolunu seçti.Okuyanlarla okumayanlar arasında bir de okuyamayanlar kesimi belirdi. Açıkça Orhan Pamuk 'un kitaplarını okuyamadıklarını öğünerek beyan edenler de oldu. Bunların arasında akademik kariyeri olan bazı saygıdeğer kişiler de yok değildi.Burada Orhan Pamuk ve kitapları üzerine iki otoritenin eleştirilerinden alıntı yaparak bir mesaj vermeyi düşündük.Bir yazarı okumadan yargılamak edebiyatla ilgili bir tavır değildir .Aşağıdaki linklere tıklayarak okuyabilirsiniz .Üst Kurmaca olarak "Kara Kitap " Berna Moran "Kitap hakkında çok yazıldı ve her eleştirmen kendi değişik yorumunu getirdiği için romana çeşitli açılardan bakılmış oldu. Ancak bildiğim kadarıyla Kara Kitap'ın burada sözkonusu etmek istediğim yönü üzeri Read more: Orhan
Orhan Pamuk ve Hurufilik 2007-08-10 03:15:00 Orhan Pamuk Hurufiliği inceleyen ve eserlerinde kullanan bir yazar .Yazarın ' Kara Kitap ' adlı yapıtının buna iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum .Nitekim , Ege Üniversitesi sosyoloji bölümü lisans tezinde bu konuya değinenNükhet Erkmen 'den bir alıntıyla bu yaklaşımı paylaşabiliriz :"Kara Kitap zamanında bir çok yönde olduğu kadar Mevlana’ya yaptığı göndermelerle de saldırıya uğramış bir eser olsa da ; ben kitapta geçen Mevlana ve Tebrizli Şems ile ilgili anlatıların kitabın geneline, tüm hikayelerine uyan bir kimlik arayışının ve kendi olma sorunun ele alındığı bir bölümden ibaret olduğu kanısındayım.Kitapta değinmek istediğim son bölüm Harflerin Esrarı ve Esrarın kaybı ismini taşıyor.Bu bölümde her ne kadar Celal tarafından kaleme alınmış bir bölüm olmasa da, Hurufiliğe dair Celal’in yazdığı köşe yazılarını Galip’in bize anlattıklarından okumaktayız sanki.Yüzler ve harflerin sırrı... İ Read more: Orhan
Hurufilik Merkezleri 2007-08-09 12:10:00 Hurufilik ve merkezleri üzerine çok çeşitli görüşlerin olduğu bilinmektedir . Burada amaçladığımız bu konuda yazılanlardan alıntılar yaparak okuyucuların kendi fikirlerini oluşturmalarına yardımcı olmaktır . Y.Ç."Estarabad’da (İran) 1340 Yılında doğan Şihabuddin Fazlullah, genç yaşta teolojiye ilgi duydu, daha 18 yaşındayken tasavvufa yöneldi. Harezm ve Tebriz’de etrafına topladığı kişilerle yaptığı dini sohbetler O’na büyük ün ve saygınlık getirdi.Fazlullah, 40’lı yaşlarında kendi inanç sistemini geliştirdi, bunu Isfahan’da yaymaya başladı. Mehdi olduğunu ilan eden Fazlullah, müritlerini bırakıp bir mağarada invizaya çekilirken, 7 kişiden oluşan yardımcıları O’nun öğretisini hızla yayıyordu.Fazlullah, Öğretisini, ünlü eseri Cavidan’da kaleme aldı. Fazlullah’ın daha sonra “Hurufilik” diye adlandırılan öğretisini yaydığı ortam, daha önceleri Mazdeizm ve Karmatilik gibi çok sayıda bat
Jacques Derrida 2007-08-13 15:41:00 Derrida, Yapısöküm Ve MarksizmAbdullah Şevki Jacques
Derrida, Cezayir’de doğmuş Yahudi kökenli bir Fransız düşünürdür. Başlıktan da anlaşılacağı üzere, bu yazımda onun ve yapısöküm( deconstruction) kuramının Marksçılıkla ilişkisini / ilişkisizliğini çözümlemek ve yorumlamak amacındayım.Derrida – her nekadar bu görüşü kendisi ve kimi yandaşları kabul etmese de- yaşamı boyunca geleneksel Marksçılığa karşı mesafeli, eleştirel bir duruş sergilemiştir. Onun yapısöküm kuramı da özünde metnin kapalı okuma yöntemiyle yapılan bir tür yazınsal eleştirisinden başka bir şey değildir. Metin içersindeki çelişkileri araştırır ve bunun sonucunda anlam öğelerinin dağılmasına neden olur. Anarşist ve dağıtıcı özellikte olan yapısöküm kuramı; “özgürleştirici” bir felsefi yöntem olarak da tanımlanmaktadır. Derrida’nın siyasi yaklaşımı “radikal” olmakla birlikte, temelde, Marx’ın, devrim kar
Yahya Kemal Beyatlı 2007-08-13 15:31:00 Siste SöylenişBirden kapandı birbiri ardınca perdelerKandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdelerSom zümrüt ortasında, muzaffer, akıp gidenFiruze nehri nerde? Bugün saklıdır, nedenBenzetmek olmasın sana dünyada bir yeriEylül sonunda böyledir İsviçre gölleriBir devri lanetiyle boğan şairin Sis'iVicdan ve ruh elemlerinin en zehirlisiHülyama bir eza gibi aksetti bir daha-Örtün! Müebbeden uyu! Ey sehr! -O bedduaHayır bu hal uzun süremez, sen yakındasınHâlâ dağılmayan bu sisin arkasındasınSıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parılBerraklığında bilme nedir hafta, ay ve yılHüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazınHiç bir zaman kader bizi senden ayırmasınYahya Kemal Beyatlı
SIR -The Secret 2007-08-11 23:50:00 Dünyada en fazla satılan kitaplar arasında ikinci sırada Sır.The Secret Dört milyon adet satmış.Bu kitap neden bu kadar çok satıyor diye merak etmemek elde değil .Avustralyalı bir TV yapımcısı bir gün bir kitap yazmaya karar veriyor .Kitap hemen hemen her dile çevriliyor . DVD 'ler,elektronik kopyeler. Meraklılara basit ve anlaşılır hayât öğütleri sunuyor.Okuması kolay, orta düzeyde genel kültür almış o çok büyük çoğunluğa sesleniyor.Yeni bir şey söylüyor mu ?Ona okuyucu karar verecektir : "İlk adım istemektir,İkinci adım inanmaktır,Üçüncü adım almaktır, ""İçgüdülerinize güvenin. Evren size ilham verir ve elde etme frekansında sizinle iletişim kurar. Sezgisel ve içgüdüsel hisleriniz olduğunda, onları izleyin; Evren’in sizi manyetik bir biçimde istemiş olduğunuz şeyi elde etme noktasına doğru götürdüğünü anlayacaksınız.""Her şeyi kendinize çeken bir mıknatıs olduğunuzu unutmayın. Zihninizde ne istedi
Bir tür Yalnızlık Tarifi 2007-08-16 15:39:00 Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz...Kalabalıklara doğan, kalabalıklarla yaşayan toplumlarda kesinlikle bir sorunken yalnızlık, Batılı birçok toplumda bireyselleşmeyi, kendine yetebilmeyi çağrıştırır.Yalnızlık duygusunun ve korkusunun temelleri bebeklikte atılır. Bebeklik döneminde bağlanmanın, anne-çocuk ilişkisinin önemi bir kez daha çıkar karşımıza. Anne-bebek arasındaki bağ güvenli ve sağlıklı olursa, bebeğin sonraki ruhsal yaşamı da sağlıklı olacaktır.Oysa ilk güvenli bağını kuramayan bebek, kendine de yabancıya da güvensizdir. Güvenli bağlanmayı gerçekleştiren bebek yabancıyı keşfetmeye ve onunla ilişki kurmaya çalışırken, diğeri yabancıdan ürker, kaçar. İlişki kuramaz. Tüm dünya yabancıdır ve o yalnızdır. İşte onun yalnızlığının adı kimsesizliktir, hüzündür, boşluktur, çaresizliktir.Çaresizliği nedeniyle hep birilerine, bir şeylere bağımlı olmaya çalışır.Kalab
Sevgi 2007-08-16 15:36:00 Gerçek SevgiBaşkaları tarafından sevilmek, beğenilmek, değer verilmek her insanın istediği normal bir duygudur.Ancak sevilen kişinin belirli amaçlarla kullanılması kadar yalnızca karşısındaki insanı düşünmek ve kendini ona adamak da sevgiyle bağdaşmaz.Başkalarının kişiliğini, özelliklerini, gereksinimlerini, eksikliklerini, zayıflıklarını, isteklerini, başarılarını dikkate almamak sevmeyi becerememektir.Sevgi, güven ve mutluluk duygusu sağlar, başkalarını gerçekten seven kişilerin başkalarının da kendisini sevdiğinden kuşkusu olmaz
Bedenin ince Dili 2007-08-15 03:49:00 SOSYAL YALANLAR İnsanın sosyal yaşamda ayakta kalabilmek için kullandığı iki silah daha var:Boyun eğme Unutma .Boyun eğme yalanıBu sosyal yalan, içinde bulunduğunuz grubun veya karşınızdaki kişinin düşüncelerine, ilişki veya ilişkilerinizin zarar görebileceği düşüncesiyle asla karşı çıkmamaktır.Örneğin arabanızı tamir eden ustanızın ya da kayınvalidenizin aşırı uçta yer alan düşüncelerini dinleyip "duymamış gibi"davranabilirsiniz. Davranışınız üstü kapalı bir boyun eğmedir. Ustanın on kilometre içindeki tek usta olduğunu, kayınvalidenizin akrabanız olmayı sürdüreceğini ve aranızın bozulmasının iyi olmayacağını, zaten bu insanların düşüncelerini değiştiremeyecek olduğunuzu düşünürsünüz.Şahsi nedenlerle konumun olduğu gibi kalmasını değişmesine yeğlediğimiz durumlar, boyun eğme yalanının oluşması riskini taşıyan durumlardır. Bu, ikiyüzlülük gerektiren bir yalandır, ancak her birimiz ke
Postmodernizm 2007-08-14 02:40:00 Postmodernizm: "Modernizm"in Kimlik KaybıGökçen YaşayanPostmodernizmin, basit ve doğrudan tanımını yapmak olanaksızdır.Bu kavram, 1960'lı yıllardan itibaren kullanılmıştır. Önce edebiyatta, 1970'li yıllarda mimaride kullanılmış, 1979'da Jean François Lyotard'ın "Postmodern Durum" adlı kitabıyla bir tartışma başlanmıştır. Postmodernizm; Kuzey Amerika'nın Kıta Avrupa'sından evlat edindiği, ağırlıklı olarak Fransız ve Alman kökenli bir çocuktur. Postmodernizme asıl esin veren filozoflar Nietzsche ve Heidegger'dir.Lyotard'a göre postmodernizm, günümüz batı medeniyetinin genel bir durumunu adlandırır. Postmodern durum, “büyük meşrulaştırma anlatıları”nın artık inanılır olmadığı bir durumdur. “Büyük anlatı” ibaresiyle kastettiği şey, herşeyden önce, köprü oluşturucu tarih felsefeleridir. Bu düşünsel mirasa rağmen postmodernizmin en sert eleştiricileri çağdaş Alman filozofları, özellikle de Jü
İNSAN, TANRI VE TOPLUM 2007-08-20 06:12:00 İNSAN VE TOPLUM ÜZERİNE DEĞİŞLER Bedii Nezihi Oz (Bu yazı Ümit İriş arşivinden alınmıştır . )Toplum içinde yaşayan insan, gerek kendisine gerekse başkalarına güvenmeyibilmelidir.Düşünülerini öncelikle kendi bilgi birikimiyle ölçer.Bu ölçmenin sonunda doğru düşünmekte olduğunu sanabilir. Bunu sağlamabağlayabilmek için ise aynı konuda başkalarının ne düşündüğünü debilmelidir.Kaldı ki, görüşüne başvurduğu kişiler de yanılabilir. Paylaşılandüşünülerin doğruluğu, ancak bilimsel nitelikli bilgiyle güvenceye bağlanır.Çünkü her bilgi görelidir ve geliştikçe saltıklığının doğrultusunda ilerler.İnsanın kendi kendine vermiş olduğu bir söz, başkalarına vermiş olduğubirçok sözden daha değerlidir. Belki bir sözle başkalarını oyalar ya dakandırır ama kendisini asla kandırmamalıdır. Bunun ölçütü, insanın başkasınakarşı olduğu gibi, hatta başkasından önce kendisine karşı içtenlikliolmas
Ecce Homo 2007-08-19 01:54:00 Ecce Homo Ayşegül SevilOna deli diyebiliriz, filozoftan saymayabiliriz, yargılayabiliriz yada yüceltebiliriz. Bu bizim bakış açımıza göre değişir. Ama hiçbirimiz şunu inkar edemeyiz; Düşünce tarihi ikiye ayrılır: Nıetzsche'den önce - Nıetzsche'den sonra. Çünkü Nıetzsche'den sonra felsefe yapmaya çalışan hiçkimse Nıetzsche'nin ortaya koyduğu sorulara cevap vermeden yoluna devam edemez artık.1888 yılında bitirilmiş olan Ecce Homo'nun ilk basımı yazarın ölümünden sonra, 1908 yılında yapılmış. Kitapta Nietzsche kendini ve eserlerini anlatıyor. Kendini anlatma ihtiyacını niçin hissettiğini ise kitabın önsözünde şu şekilde belirtiyor; 'Bu yakında insanlığın karşısına, şimdiye dek ona yöneltilmiş en çetin istekle çıkacağımı gözönüne alarak önce kim olduğmu söylemeyi gerekli buluyorum. Aslında bilinmeliydi bu: 'Kimliğimi saklamış' değilim çünkü. Ama ödevimin büyüklüğü ile çağdaşlarımın k
Abdülhak Hamit Tarhan 1851-1937 2007-08-25 15:25:00 Bir Vaize Bir Mev'ize Ey beşer çehreli hayvan, heyhat, İlm ü irfan iledir zevk-l hayât. Onu hiç kullanamazsan nâdân, Neye vermiş sana nutku Yezdan? Yoksa zâtınca hayâtın hükmü, Ne olur bizce O Zât'ın hükmü? Neye geldin bu cihâna, söyle? Düşünüp durmak için mi böyle? Kimseye fâiden olmaz şunda. Ya niçin mâiden olsun bunda? Maksadın görmedeyim azm-i cinân, Ya niçin eylemedin terk-i cihan? Âhirette arıyorsun her ân, Burada yok mu sanırsın Rahman? Nef'-i ukbâyı edersin tafdîl, Buna mâni' mi teâvün, tahsil? Kisb-i dünyâya bulursun tezyîf, Sana emr eyledi mi şer'-i şerîf? Vatan ü milleti bilmem dersin, Ya niçin kendine âdem dersin? Halk için hubb-i vatan îmândan, Sence şer'î mi değil hubb-i vatan? Neye dersin, o diğer ma'nâdır, Yâni mazmûn-i vatan ukbâdır? Çünkü hep cennete gönlün meyyâl, Ne İçin gaile-î ehl ü iyâl? Vatani zahiri sevmezsin sen, Ne demek hubb-ı mahall ü mesken? Görürüm hâl ile kaalin m
Spinoza , Ethica ya da Hayatın Geometrisi 2007-09-20 16:05:00 Ulus Baker ( 1960- Temmuz 2007) Felsefenin büyük kitaplarının harikulade bir özelliği, hem "sokaktaki insan"ın okuyup anlayabileceği, hem de yalnızca işin "jargonundan" haberdar olan uzmanların, yani felsefecilerin başedebileceği iki ayrı düzlemde yazılmış olmalarıdır.Yayın dünyamıza üçüncü kez sessizce giren Spinoza
'nın Ethica'sı işte bu tür kitaplar arasında belki de tarihsel önemi en yüksek olanlardandır.Sokaktaki insanın anlayabilmesi bütün teknik okuma zorluklarına karşı, yalnızca mümkün değil, zorunludur, çünkü orada yalnızca ve yalnızca -herkesin doğal olarak "fikir sahibi" olduğu- "günlük hayattan", "yaşam pratiğinden", "tutkulardan", "imgelemden" ve "bireysel ya da kollektif" yaşamdan bahsediliyor.Buna karşın, ilk bakışta sokaktaki okuyucuyu belki de dehşete düşürebilecek sunuluş biçimi (Öklid geometrisi gibi, tanımlar, belitler, önermeler halinde düzenlenmiş "geometrik" bir sunum), sürekli olarak Tanr
Akıl ve Zekâ 2007-09-19 03:08:00 Akıl aslında bir kabiliyettir, zeka da öyle...İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekayı asla. O, her insanın kendisine mahsustur. Bir hastalık söz konusu olmadığı sürece şüphesiz herkesin aklı vardır. Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir.Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sık sık bu yola başvurur. İşte insandaki yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüş belirtebilme yeteneği akıldır.‘Ah şimdiki aklım olsaydı` lafını çok işitmişizdir. Demek ki, akıl insan olgunlaştıkça da değişiyor ve insanın kendisi de bunun farkına varıyor. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.Bir şeyin içeriğini anlamamak `
“ETİK” OLMAK YA DA "ETİK" OLMAMAK 2007-09-18 16:03:00 Etik, felsefenin en eski ve en temel disiplinlerinden birisidir.Etik soru ve sorunlar, felsefenin başangıcından bu yana filozofları en çok meşgul eden soru ve sorunlar arasında yer almıştır ve günümüzde hala bu sorular ontolojik önem açısından yerlerini korumaktadır.Filozofların etiğe olan ilgisinin derecesinde zaman zaman değişiklikler olsa da etik sorunlar hep felsefe sorunları içinde önemli bir yer tutmuştur.Değişen tarihsel ve toplumsal koşullarla birlikte, yeni kimi etik sorunların ortaya çıkmasının sonucu olarak, kimi yeni etik sorular da ortaya atılmış, fakat insanın yapısında temelini bulan ana sorular Antikçağ’dan günümüze sorulagelmiş; bu sorulara filozoflarca çeşitli yanıtlar verilmiştir.Her ne kadar, etik ahlak felsefesi olarak felsefe literatüründe yer almış olsa da, bu iki sözcük arasındaki (etik ve ahlak) kimi karışıklıkları önlemek açısından bu iki sözcüğü birbirinden ayırmak yerinde bir çabadır
Eylül 2007-09-13 09:14:00 Eylül, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 9. ayı olup 30 gün çeker.Arapça eylûl, Süryanice "üzüm" anlamındaki aylûl'den (üzüm ayı) gelmektedir.Hristiyan Türkler bu aya "İstavroz ayı", "Haç ayı" ya da Karadeniz'de değiştirilerek "İstavrit ayı" derler.Akadlıların altınca ayı olduğunu ve sevinçten haykırmak anlamına geldiğini savunan araştırmacılar da vardır .Eylül adının İngilizce karşılığı olan "September", Latince 7 anlamına gelen "septem" den gelir. Eylül, M.Ö. 153 e kadar, eski Roma takviminde 7. ay idi.Eylül denince bazılarımızın aklına Mehmet Rauf 'un ünlü romanı da gelebilir .Bu Romanın özetini yapan bir eleştirmen şöyle söylüyor : Bu romanında kişisel duyguları ile insanlık düşünceleri arasında çırpınan ve bunun savaşını veren bir erkek ve bir kadının dramını dile getirmektedir. Bahsedilen romanın kahramanları Suat, Necip ve Suat'ın kocası Süreyya Beydir.Süreyya Bey ve Suat Hanım birkaç
Korku ve öğretilen dünya 2007-09-12 04:48:00 Korku Zorla öğretilir ..Size ‘öğretilen ve anlatılan dünyanın’, anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır. Korkmanız, çekinmeniz, endişe etmeniz gerektiği söylenen her şey, bu betimlemenin pençesindeki insanların fikirleridir.Oysa bunlar olumsuz duygulardır ve hiçbiri dünyaya geldiği haliyle insanın mayasında olan hisler değillerdir.İnsan korkusuz doğar.Korku, zorla ‘öğretilir’Herkes sizi gösterir.Çünkü herkesi siz yarattınız.Bu dünyayı siz yarattınız.Bu sizin dünyanız.Sizi arayan arkadaşınız sizsiniz.Çalışanlarınız, üstleriniz, aileniz, hepsi sizsiniz. Yay da, ok da, hedef tahtası da; hepsi sizsiniz.Önünüzde gelecek varken, geçmişle uğraşmayın.Ama geleceği de yeni bir ‘eski geçmiş’ yaratmak için yaşamayın.Onu şekillendirin; bu kez şekillendirin; geçmişinizin tekrarlarından kurtulun.Mea Culpa… Başınıza gelmiş ve gelecek her şeyin tek sorumlusunun kendiniz olduğu gerçeğiyle b
Yeni Lumpen Kültürü 2007-09-10 03:42:00 Artık sokaklarda belirgin bir insan tipi algılanır oldu .Yolda yürüken size dik dik bakan ,trafikte sizi sıkıştıran,yüksek sesle küfürler eden insan tipleri . Kentlerin varoşlarından gelen belirli bir yaşam tarzını benimsemiş 'lumpen ' toplulukları .Lumpen, 19. yüzyıl siyasi düşünürleri ve sosyologları tarafından, toplumun en alt kesimlerini, dışlanmışları, sosyo-ekonomik açıdan en düşük sınıfını anlatmak için kullanıldı. Kelime , işçi sınıfının, en alt, sanayi tarafından dışlanmış, ağırlıklı olarak işsiz-güçsüz hayatını kazanabilmek için gündelik işlerde çalışan, örgütsüz grubu tanımlar. Lumpen kelimesi, toplumun işsiz-güçsüz alt tabakasını olduğu kadar, popüler kültür ürünü ve halk şakşakçısı sanat akımlarını, zengin ama kalitesiz yaşamları anlatmak için de kullanıldı.Lumpen kültürün elle tutulur hale geldiği futbol stadyumlarında, takımı için ölmeye geldiğini ilan eden
Cemil Meriç Alıntılar 2007-09-07 15:43:00 Bir Avuç Duman "Düşünce bir köprü, kıldan ince, kılıçtan keskin... Kalabalıklar geçemez üzerinden. Ülkeler asırlarca habersiz yaşamış birbirinden. Ne Asya Avrupa’yı tanımış, ne Avrupa Asya’yı. El Biruni boşuna anlatmış Hint'i çağdaşlarına. Kıt'alar kapalı birbirine. Yalnız Kıt’alar mı? Aynı mahalledeki insanlar birbirlerine yabancı. Her ev meçhule giden bir kompartıman. Kompartımandakiler tesadüfün bir araya topladığı üç beş yolcu. Ne Marx’ın annesi oğlunu anlayabilmiş; ne Cromwell, Milton’u. Saint-Simon Ebediyete giden yol tımarhaneden geçer diyor. Tehlikeli bir durak, tımarhane. Birçok yolcular cinnette karar kıldı: Nietzsche, Hölderlin. Comte, ömrü boyunca huysuz bir aşık gibi dalaştı cinnetle. Ayrılan birleşen, tekrar ayrılan bir çifttiler. Ve Rubaçof zindanının duvarında sesler duydu, kelimeleşen sesler. Bir avuç kelime kıtaları birbirinden ayırır, yer sarsıntısı gibi. Uçurumlara köprü
Cemil Meriç 2007-09-07 15:38:00 Bu Ülke "Düşünce Dünyasında hiçbir fetih nihai değildir. Hepimiz birer Sizifos`uz. Hele, diyalogun olmadığı bir ülkede... Türk aydınının kaderi mahpesinde şarkılar söylemek. Bu lanetler berzahından nasıl ve ne zaman kurtulacağız? Tefekkür bir arayıştır, içtimai bir arayış. Yazarın tek düşmanı vardır: Bağnazlık. Düşüncenin bütün huysuzluklarına, bütün hoyratlıklarına, bütün çılgınlıklarına selam."
Cemal Süreyya 2007-09-04 07:55:00 GÖÇEBESen sık sık gülen gülerken deSevecen bir Akdeniz çizgisiniSol yanına ağzınınİliştiren çocuk özenleYabana mı atıyorum yani seniYabana mı atıyorum saat altı buçuklarıÇocuk ve Allah'ın en eski baskısınıDeğil, değil bunların biriGözlerimin gemileri kuş istiyorAçılıp kapandıkça sevdamKapanıp açılıyor bir maviŞahmaran süt istiyor kefenindenÜç aylık ölmüş çocuklarınKerem ile Arzu geliyorAslı ile KanberAy kana kana batıyorAy kana kana batıyorEşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzaktaKargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyimJandarma daima nesirde kalacaktırEşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerineVe bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkçaPatronun karısını zimmetine geçiripAmasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıylaAlevilikten konuşuyoruz uzun süreYanımdaki hep bir gazetedeMarilym Monroe'nunresimlerine bakıyorMarilyn Monroe öldü diyorum onaÖlümü si
Sonbahar ve Ahmet Hamdi Tanpınar 2007-09-03 05:14:00 Durgun havuzları işlesin bırakYaprakların güneş ve ölüm rengi,Sen kalbini dinle,ufuklara bak.Düşünme mevsimi inleten rengiElemdir mest etsin ruhunu yeterEser rüzgarların durgun ahengi.Yan yana sessizce mevsimle kederHicrana aldanmış kalbimde gezinEsen rüzgarlara sen kendini ver. Read more: Ahmet
Ahmet Hamdi Tanpınar 2007-09-03 05:11:00 Ne İçindeyim ZamanınNe içindeyim zamanınNe de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anınParçalanmış akışında,Bir garip rüya rengiyleUyumuş gibi her şekil,Rüzgarda uçan tüy bileBenim kadar hafif değil.Başım sukutu öğütenUçsuz, bucaksız değirmen;Içim muradıma ermişAbasız, postsuz bir derviş;Koku bende bir sarmaşıkOlmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışıkOrtasında yüzmekteyim Read more: Ahmet
Yorgo Seferis 2007-09-02 16:15:00 YADSIMABir güvercin gibi ako gizli kıyıdasusadık öğle üzeri:ama tuzluydu sular.Sarı kumların üstüneadını yazdık onun,ama bir rüzgâr esti denizdenve silindi yazılar.Nasıl bir ruh, bir yürek,nasıl bir istek ve tutkuylayaşadık:yanılmışız!Değiştirdik öyle yaşamayı.
Ezra Pound 2007-09-02 16:09:00 BAHÇEDuvara savrulmuş bir ipek çilesi gibi boşalmışçasınaTahta bir çit boyunca yürüyor bir patikasındaKensington bahçelerinin,Dokunsalar dağılıverecek sankiöylesine kurumuş ki içi.Aksi gibi nereye çevirse başınıO mundar, o yedi canlı, topuz gibi çocukları ayaktakımının,düşün, bu piçlere kalacak yarın dünya!Geçmiş ondan üremek de, üretmek de.Güzel ama, ağır bir kokuya benziyor can sıkıntısı.Biri gelsin yanına konuşsun istiyor han'fendi.Hani korkmuyor da değil, belli,ben işleyeceğim diye bu densizliği... Read more: Pound
"Cumhuriyetciler " 2007-09-28 07:28:00 Entel ve dantel takımların hüzün veren maçıİkinci cumhuriyetciler,birinci cumhuriyetciler, İslamcılar tartışması git gide yoğunlaşıyor.Herkesin daha kolay anladığı bir dil olması itbariyle futbol terminolojisiyle gazeteciler arasında bir gruplaştırma , sınıflandırma denemesi yapılıyor.Bu sınıflandırmanın nedense ideolojik tabanı üzerinde durulmuyor, isimler yan yana sıralanıyor.Bu konuyla alakalı yazı yazan bazı köşe yazarları yazarlara sırt numarası bile vermişler.Burada ismini vermek istemediğim bir kaç köşe yazarı kendisinin sırt numarasının on numara olduğunu anlatıyor.Futbolda on numaralı oyuncunun oyun kurucu olduğunu ve ne yaptığını anlatıyor. Daha bu yılın başlarında gündemde farklı konular vardı:Askeri darbe olacaktı. Darbe olmayacaktı. Ülke İslamcılığa sürüklenme tehlikesi içindeydi. İslamcılık tehlikesi yoktu. Ilımlı İslam iyiydi. Ilımlı islam ABD politikasıydı. Türkiye'nin demokratik s
Din ve Psikiyatri 2007-10-10 01:53:00 Irvin D. YalomDerleyen: Halit YILDIRIM ÖNSÖZIrvin Yalom'u yıllar önce Varoluşçu Psikoterapi (Existential Psychotherapy) kitabı ile tanımıştım. Psikanalitik eğitiminin bir döneminde Yalom'un ustası konumunda olan Rollo May'in bu yapıtı dinsel bir kitap olarak nitelemiş olduğunu, Yalom'un Oscar Pfister ödülünü alırken yaptığı ve birazdan okuyacağınız metinle karşılaştığımda öğrendim.May'in bu değerlendirmesi, bir dizi düşünsel çağrışımlar yaşamama neden oldu. Dinlerin ortaya çıkışını, insanlığın, tarihi boyunca evrene giderek yabancılaşmış olmasıyla ilintilendirme eğilimindeyim. İnsanın doğayla, dolayısıyla evrenle mesafesi arttıkça, inanç sistemlerinin de daha keskin çizgilerle belirlenmiş hale geldiğini ve sonunda tek tanrılı dinlerin yaratıldığını düşünüyorum. Çevresindeki ağaçları kız kardeşleri gibi gören Amerika yerlilerinin günlerinden bugüne çok zaman geçti ve bu sürede insan, do
|