Owner: Klasik ve Kült Filmler URL:http://sinefil78.blogcu.com Join Date: Sun, 16 Sep 2007 16:30:52 -0500 Rating:0 Site Description: Klasik ve kült filmlerle ilgili kritikler, sinema ikonları ve kült figürler, yeşilçam klasikleri, modern klasikler, korku filmlerinin unutulmaz oyuncuları Site statistics:Click here
Akira Kurosawa’nın İki Klasiği: Kagemusha ve Ran 0000-00-00 00:00:00 “İstediklerimize eriştiğimizde gönül rahatlığıyla bir sevinç duyamıyorsak hiçbir şey kazanılmamış, her şey yitirilmiş demektir. Yıkıp yok ederek yaşamaya çalışmaktansa, yok ettiğimiz şey olmak daha rahat olurdu.” Lady Macbeth (Macbeth, William Shakespeare) Japonya’nın soylu imparatoru Akira
Kurosawa’nın Kagemusha (1980, Gölge Samuray / Dublör) ve Ran (1985, Kaos) filmleri koşut olarak okunması mümkün olan iki başyapıt. Her iki başyapıt da, evrensel bir tema olan iktidar hırsını kalkış noktası alarak yozlaşmayı, sonu gelmez tutkuları ve bunun sonucunda baş gösteren tükenişi konu edinen en olgun yapıtlardan. Birbirlerini tamamlayan bir öze sahip olduklarını söyleyebiliriz; bu nedenle ayrı ayrı okuma yapmaya gerek duymuyorum. Kagemusha’da, yönetici vasfına, kültürüne muktedir olmayan sıradan birinin bile iktidara geldiğinde, iktidarın gerekliliklerini öğrenip yönetselliğin işlevsel
Det sjunde inseglet / Yedinci Mühür 0000-00-00 00:00:00 “Betül Turak’a, sevgiyle…” “İşte burada bu gerçeğe ulaştım nihayet…Belki de en güzel yıllarım geride kaldı. Bir mutluluk olasılığının varolduğu yıllardı. Ama artık geri gelmelerini istemem.” Samuel Beckett Det sjunde inseglet (1957, Yedinci Mühür), metafizik dayanaklarını yitiren 20. yüzyıl insanının manevi karmaşasını irdeleyen bir filmdir. Her ne kadar zaman olarak Ortaçağ seçilmiş olsa da -ki postmodern toplum için uygun görülen tanımlamalardan biri de “Ortaçağ”dır- durum böyledir. Şövalye Antonius Block’un (Max von Sydow) Tanrı’yı sorgulaması, akla Alman düşünür Friedrich Nietzsche’yi ve onun Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı başyapıtındaki fikirleri getiriyor tabi
Ingmar Bergman'ın Ardından 0000-00-00 00:00:00 İsveç sinemasının gelmiş geçmiş en büyük yönetmeni Ingmar Bergman
dün itibariyle yaşamını kaybetti; bunu zaten biliyorsunuz. Aşağıdaki yazı çok eski bir eskizin elden geçirilmiş bir biçimidir; Bergman sinemasının temel bileşenlerine bakmaktan çok eşsiz ve benzersiz, bir o kadar da kendine özgü sinemasına az da olsa ışık tutma çabasıyla yazıldı. Biraz da aceleye geldiğini okuyunca fark edeceksiniz. Yazının altına eklediğim filmografisini imdb’den, Bergman filmlerini en sevdikleri 10 film arasına alan yönetmenlerin yaptıkları seçimleri de sight and sound’un resmi sitesinden aktardım. İyi okumalar! sinefil78 Ingmar Bergman’ın Laboratuvarı “Yaşamın gizi acı çekmektir.” Samuel Beckett Ingmar Bergman’ın yapıtlarındaki felsefi dayanak noktaları hiç şüphesiz Sören Kierkegaard, Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Jean-Paul Sartre ve Albert Camus ile sınırlandırılamaz; fakat Egzi
Inland Empire'ın Logos'u Üzerine 0000-00-00 00:00:00
Lynchville’de neler oluyor?
Eraserhead, Twin Peaks: Fire Walk with Me, Lost Highway ve Mulholland Drive dörtlüsünün, bu gerçeküstü yapıtlar karnavalının yeni bir halkası mı InlandEmpire
(2006); yoksa bu dört yapıtın da bir merkez noktası, sözümona bir özeti mi?
Lynchville’de yeni bir şey var mı?
David Lynch’in dijital oyuncağı dışında…! Hem evet, hem hayır.
Eraserhead’den “olgusal gerçeklik”i dıştalayan anlatı yapısını, Twin Peaks: Fire Walk with Me’den maksimum düzeyde seyreden cinsel nevrotizmi, Lost Highway’den bilinçaltı aşırılıklarını ve nihayet Mulholland Drive’dan Amerikan Mitosu’nu ödünç alarak denetimli kamera açıları ve uçlardaki karakterleriyle senteze ulaştıran auteur David Lynch, alışılageldik çizgisinin hem içinde, hem de dışında.
Inland Empire
; Düş Fabrikası Hollywood’un şablon filmlerinin paradisin Read more:Logos
Rear Window: Röntgenciliğin Doğası 0000-00-00 00:00:00
“Dünyanın gerçek gizemi ‘görünmeyen’ değil, ‘görünen’dir.” Oscar Wilde
Klasik görüş, kadınların seyretme yoluyla çok güç uyarıldıklarından, genel olarak röntgenciliğin erkekler için geçerli olduğu yönündedir. Yine klasik tanıma göre, röntgenciler çoğunlukla içe dönük, kendine güveni yeter derecede olmayan, baskı altında yetişmiş kişilerdir ve bu nedenle herhangi bir aktif ilişkiye girmekte sorun yaşarlar. Fakat sözkonusu olan bir Alfred Hitchcock filmiyse eğer, röntgencilik mevzuunda yolumuz “yolları çatallanan bahçe”ye düşebilir. Çünkü Hitchcock Rear Window
’da (1954, Arka Pencere), bu bilindik şemayı dönüştürerek, öyküsünü daha karmaşık bir hale büründürmek için elinden geleni yapar (siz mcguffin’i aklınızın bir kenarında tutun). Öncelikle, öykünün merkez figürü Jefferies’i (James Stewart) bu şemanın dışında yer alması kuvvetli
Stanley Donen 0000-00-00 00:00:00 ''Bana bir filmin tam bir ekip çalışması olmadığını söyleyen, aptalın tekidir. Önemli olan, ekibinize kimleri alacağınızdır.'' Stanley
Donen ABD’li sinema yönetmeni ve koreograf Stanley Donen (1924), yaratıcı dans sahneleriyle 1940’lar ve 1950’lerde müzikallere canlılık kazandırmıştır. On yaşında dansa başladı. Sahneye ilk kez New York kentinde Pal Joey müzikalinde çıktı (1940). Burada Gene Kelly ile tanıştı. Daha sonra Hollywood’da yardımcı dans yönetmenliği yaptı ve birkaç iddialı müzikal filmde Gene Kelly ile çalıştı. Cover Girl (1944, Kapak Kızı) ve Anchors Aweigh (1945, Gönül Kimi Severse) gibi bazı filmlerin koreografisine katıldı. Stanley Donen’in 1949’da Gene Kelly ile birlikte yönettiği On the Town (Denizciler Geliyor / Şen Denizciler) övgüyle karşılandı ve müzikal komedi türünün önemli bir dönüm noktası sayıldı. Gerçeklikle fanteziyi başarıyla kaynaştıran fil
Judy Garland 0000-00-00 00:00:00 Amerikalı tiyatro ve sinema oyuncusu ve şarkıcı Judy Garland (1922-1969; asıl adı Frances Gumm), trajik yaşamına bir bölüğü klasik olan birçok film sığdırmıştır. Vodvil sanatçısı bir ana babanın kızı olan Judy Garland, sahneye ilk kez üç yaşındayken çıktı. Kız kardeşleriyle birlikte oluşturduğu The Gumm Sisters adlı toplulukla ABD’nin çeşitli kentlerinde müzikal gösterilere katıldı. 1936’da Every Sunday (Her Pazar) adlı kısa filmle sinemaya adımını attı. 1937’de çevirdiği Broadway Melody of 1938 (1938 Broadway Melodisi) adlı müzikalle eleştirmenlerin dikkatini çekti. Sonraki filmi Thoroughbreds Don’t Cry (1937, Asiller Ağlamaz) genç yıldız Mickey Rooney ile birlikte çevirdiği ilk filmdi. İkili daha sonra Love Finds Andy Hardy (1938, Andy Hardy Aşık), Babes in Arms (1939, Bahar Çiçekleri) ve Babes in Broadway (1941, Bebekler Broadway’de) adlı filmlerde de birlikte oynadı. L. Frank BaumR
Gene Kelly 0000-00-00 00:00:00 ''MGM'deki o günler harikaydı. Herkes işini severek yapıyordu, tam bir işbirliği vardı. Eğleniyorduk ve yaptığımızın iş olduğunu bile fark etmiyorduk.'' Gene Kelly ABD’li dansçı, oyuncu, koreograf ve film yönetmeni Gene Kelly (1912-1996), koreografideki yaratıcılığı ve klasik bale tekniğiyle birleştirdiği canlı, atletik dans tarzıyla müzikal sinemada çığır açmıştır. Gene Kelly, iktisat öğrenimi gördüğü Pittsburgh Üniversitesi’nden 1933’te mezun oldu. bir süre dans dersleri vererek ve başka işlerde çalışarak geçimini sağladı. Daha sonra Broadway müzikallerinde dansçı olarak küçük rollere çıkmaya başladı. Ertesi yıl, Judy Garland ile birlikte rol aldığı For me and my Gal (1942, İkimiz İçin) filmiyle sinemaya adım attı. ''Ben dansın Marlon Brando'suyum.” Gene Kelly Kaygısız, keyifli tavırlara dayanan oyunculuğu ve rahat, erkeksi dans tarzıyla 1940’ların ve 1950’
Gary Cooper 0000-00-00 00:00:00 ''Halkın hoşuna gitmek için, bir tür onun ideali olmak gerekiyor. Yani, beyaz atında giden yakışıklı bir şovalye değil, ama dürüst adam denince akla gelen birisi.'' Gary Cooper
Amerikalı aktör Gary Cooper (1901-1961), canlandırdığı saf karakterlerle sinemada sıradan insanın ideal simgesi haline gelmiş, Hollywood’un, ünü hiç eskimeyen ve en sevilen yıldızlarından biri olmuştur. Bir hukukçunun oğluydu. 1924’te Iowa’daki Grinell College’dan ayrılarak Hollywood’a gitti. Babasının çiftliğinde kazanmış olduğu deneyimle, yaşamını kovboy filmlerinde figüranlık yaparak kazanmaya başladı. Ajansının adını değiştirmesinden sonra, genellikle gişe başarısı sağlayan küçük bütçeli western filmlerinde başrole yükseldi. Bunlar arasında ilk sesli filmi The Virginian (1929, Virginialı) ve western kahramanları Clamity Jane ile “Wild Bill” Hickok üzerine çevrilen bir dizi filmden biri olan The
Joel & Ethan Coen Diyor Ki 0000-00-00 00:00:00 Joel Coen: “Citizen Kane’in (Yurttaş Kane) mükemmelliği karşısında herkes hayranlığa kapılıyor; ama eğer bütün çekimleri görebilseydik, Orson Welles’in kullanmamayı seçtiği planları bulabilseydik, çok daha fazla şey öğrenirdik.” Ethan
Coen: “Filmlerdeki başkahramanların tipleri bilinenlere uymayınca insanlar rahatsız oluyorlar. Beni kızdıran, gülünç bir düşünce olduğunu savundum şey, hikayelerin sempatik karakterler üzerine oturtulması gerektiği kuralı.” Joel Coen: “Yarattığımız karakterleri çok seviyoruz, aptal olanları bile… Bizim yaptığımız, alaycılığın içine komedi katmak, tıpkı şiddetin içinde komedi olması gibi.” Ethan Coen: (Filmlerinde simgesel açıklamalar bulan eleştirmenlere hitaben) “İnsanların her şeyi kod olarak algılama gereği duyması tuhaf bir dürtü.” Joel Coen: “Eleştirmenler bazı filmlerimizde belirsizliği işlediğimi
Inland Empire’daki Göndermeler 0000-00-00 00:00:00 Inland Empire
’ın Lynchville’in hem yeni bir halkası / özeti / toplamı ve hem de devamı (uzantısı, tamamlayıcısı) olduğunu söylemiştim. Bu yazıda niçin böyle düşündüğümü açmaya çalışacağım. Inland Empire
’daki fabrika ve nükleer enerji imaları olasılıkla Eraserhead’e birer gönderme. “Olmayan şeyleri gören” kişilerden bahsedilmesi de bu olasılığı artıran başat etken. Gerçekten de Eraserhead’in uzamı savaşın neredeyse tamamıyla yok ettiği bir izbelikler toplamıdır. Yıkıntılar, “varlıkla yokluk arası bir varoluşun topografyasını” çıkartmak için idealdir. Inland Empire’ın hemen başında Hollywood’a yapılan “kesme” akla direkt olarak Mulholland Drive’ı getiriyor. Bu “kesme”nin tıpatıp aynısını Mulholland Drive’da da izlemiştik. Görülüyor ki, Lynch’in Hollywood’a olan öfkesi devam ediyor. Fakat Read more:Inland
Il conformista: Cinsellik-İktidar Bağlantısı 0000-00-00 00:00:00 Anglosakson bir eleştirmenin (ismi aklımda değil) Bernardo Bertolucci’nin, Mussolini faşizminin panoraması ve Visconti stilinde dönemsel bir fresk niteliğindeki Il conformista’sı (1970, Konformist) hakkında aşağı yukarı şöyle bir yargıya vardığını anımsıyorum: “Önemli konular üzerinde gezinen üslupçu bir film; fakat bu stil gösterisinin filmin eleştirel tematiğinin önemine galebe çaldığını düşünüyorum.”ClericiEvet, eleştirmenin de titizlikle saptadığı gibi, Il conformista, gerçekten de gösterişli bir politik başyapıttır. Kısaca değinmek gerekirse, bunda filmin görüntü ve sanat yönetiminin kusursuzluğunun rolü büyüktür. Hassaten, Fransa’nın ıssız bir cangılında Profesör Quadri (Enzo Tarascio) ve karısı Anna Quadri’nin (Dominique Sanda) katledildiği sahneler fazlasıyla stilizedir, adeta oya gibi işlenmiştir: Puslu manzara, tansiyonu haber veren uzun sessizlikler, yakın ve uzak çe
Inland Empire ve Diğer Lynch Filmleri 0000-00-00 00:00:00 Eraserhead’de, Blue Velvet’te, Lost Highway’de, Mulholland Drive’da, röntgencilerin, fetişistlerin, iktidarsızların, hep bir cinsel sapma içindeki lezbiyenlerin… geçit resmi yaptığı düşünülürse, Lynch
’in merkeze aldığı karakterlerin sorunlarının cinsel kökenli olduğunu sanırım söyleyebiliriz. Lynch’in Eraserhead’den beri kişilik bozukluklarına yoğun bir eğilim gösterdiği saptanabilir. Katilleri, psikopatları bir yana bırakarak diyebiliriz ki; Eraserhead’in başfigürü Henry Spencer (Jack Nance), Blue Velvet’in arızalı yanfigürü Frank Booth (Dennis Hopper), Wild at Heart’ın Marietta Fortune’u (Diane Ladd), Lost Highway’in Fred Madison’ı (Bill Pullman), Mulholland Drive’ın Diane’ı (Naomi Watts) ve konumuz icabı InlandEmpire
’ın Nikki Grace / Susan Blue (Laura Dern) ikizlemesi, Lynchville’in sorunlu karakterler coğrafyasının başat fig Read more:Inland Empire
Potemkin Zırhlısı {Sergei Eisenstein} 0000-00-00 00:00:00 Devrim Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler (2) Bronenosets Potyomkin / Potemkin Zırhlısı {Sergei Eisenstein, 1925} "Sinemada bir zamanlar kurgunun her şey olduğu ileri sürüldü. Bugün ise kurgu bir hiç olarak görülüyor. Ben kurgunun ne her şey ne de hiç olduğu görüşlerine katılıyorum. Sinema sanatının biçimsel olarak önemsenmesi gereken bir bölümüdür kurgu.Yeni birçok yönetmen kurgunun belli başlı özelliklerini unutarak ve filme yaptığı katkıyı hiçe sayarak, kurguyu operatörlerin eline bırakmıştır. Oysa konuya, hareketlere, kişilerin durum ve davranışlarına uygun bir biçimde filmi kurmak hiç de kolay bir şey değildir. Usta sinemacılar bile perdede gördüğümüz çeşitli filmlerin sahnelerinin bağlantılarında, hareketlerin birbirini takip etmesinde, kısacası anlatımda uyum kuramamışlardır."Sergei Eisenstein, yukarıda kısaltarak verdiğim sözlerinde de görüleceği üzere, sinemada 'kurgu'nun babalarından bir tane
My iz Kronshtadta / Kronştadlıyız {Yefim Dzigan} 0000-00-00 00:00:00 Devrim
Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler (7)
My
iz Kronshtadta / Kronştadlıyız (Yefim Dzigan, 1936)
"Yaşlı ve üzgün partizan, Petrograd köprüleri
altında gecenin geç saatlerinde hâlâ yanan ışıklardan, limanın ışıklarına doğru
gürültüler çıkararak ilerlediğinde; 'Kronştadlıyız' filmi beyinlerimize
silinmemek üzere yerleşmişti!" (Arka kapak yazısından... İngiliz
edebiyatçı Graham Greene yazmış.)
Ekim 1919... Büyük Devrim'in II. yıl dönümündeyiz.
Karşı-devrim hareketleri şahikaya ulaşmıştır.
Film, 1917 öncesi Romanovlarca idama mahkum
edildiğini gördüğümüz Bolşevik Merkez Komite üyesi 'Vasili'nin deniz yoluyla
Kronştad istikametinde yol almasıyla başlar. Arkada bırakılan yer ise
Petrograd. 'Kronştad', Baltık Denizi
La Cérémonie / Seremoni {Claude Chabrol} 0000-00-00 00:00:00 2 paket spagetti, 1 şişe sıvı yağ, 4 kuzu but, 2 kilo pirzola, 1 kg. sığır bifteği, 3 kutu sardalya ve füme balık, 6 şişe Vichy Celeston (...) "Bu kadar yemeği ne yapacaklar? Kıtlık mı var?" (Jeanne, Sophie'nin siparişlerini verirken...) ______ Claude
Chabrol kimdir öncelikle... 'La Beau Serge' (1958, Yakışıklı Serge) filmini bilir misiniz? Fransız Yeni Dalga (Nouvelle Vague) akımının önemli isimlerinden biri olan Chabrol, Marksist kimliğini açıkça ifşa etmekten çekinmeyen bir sinemacı. Birçok filminde ekseri kadını merkezine alır ve de burjuva aileleri... Chabrol, ana konumuz dahilinde Michael Haneke ve François Ozon ile beraber son dönem Avrupa sinemasının ilk akla getirdiği isimlerden biridir. Sözünü ettiğim sınıfa eleştiri okların
Lenin Üzerine Üç Şarkı {Dziga Vertov} 0000-00-00 00:00:00 Devrim
Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler (6)
Tri
Pesni o Lenin
e {Lenin Üzerine Üç Şarkı} / Dziga Vertov, 1934
Dziga Vertov, sinema-göz
muhaceresinde çektiği bu belgesel formatındaki filmini Lenin'e ithaf etti.
Arşiv yoluyla temin ettiği kaynaklardan istifade ederek, Lenin'in çeşitli
görüntülerini günümüze miras olarak bırakan bir esere imzasını attı. Ellerine
sağlık Vertov demek kalıyor bize de... Teşekkürler! {Film, belgesel olduğu için
yapacağım yorum da o minvalde biraz şekilci olacak. Tırnak içerisinde
aktaracaklarım ise araya serpiştirilmiş ve görüntüleri destekleyen
vakayinamelerdir.}
Giriş vakayinamesi ile başlayalım o halde;
"Avrupa'daki, Amerika'daki, Afrika'daki ve Kutupların gerisindeki tüm
insanlar, ezilenlerin kurtarıcısı
Kameralı Adam {Dziga Vertov} 0000-00-00 00:00:00 Devrim
Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler (5)
Chelovek
s Kinoapparatom / Kameralı Adam {Dziga Vertov, 1928}
Aşağıda yorumladığım filmde
boşuna "ara geçiş" aramayın!
(Bu film ara geçişler içermiyor.)
Aşağıda yorumladığım filmde boşuna
"senaryo" aramayın!
(Bu filmin bir senaryosu yok.)
Aşağıda yorumladığım filmde
boşuna "dekor" ve "kostüm" aramayın!
(Bu filmde dekor, oyuncu ya da benzeri şeyler yok.)
(...)
"Ben Sinema-Gözüm. Ben
mekanik gözüm. Ben bir makineyim: Dünyayı sadece görebildiğim kadar gösteririm.Sinema, hayatı olduğu gibi
vermelidir. Sinemada senaryo, diyalog, yapay oyuncu ve yapay dekorlara yer
yoktur! Sinemayı, edebiyat ve tiyatronun gölgesinden / yapmacıklığından
kurtarmak gerekir!"Sosyalist devrimci anlayış (Bu,
Kam
St. Petersburg'un Sonu {Vsevolod Pudovkin} 0000-00-00 00:00:00
Devrim
Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler (4)
Konets
Sankt-Peterburga {St. Petersburg
'un
Sonu} / Vsevolod Pudovkin – 1927
St. Petersburg... Rusya'nın Baltık kıyısında, Kışlık Saray'ı ile ünlü
liman kenti... Devrim arefesinde Petrograd iken; 1917 ertesi -91'e dek- Lenin
şehri manasındaki Leningrad olarak anılmaya başlanacak kültür kenti...
(Dostoyevski, yeraltı hareketlerine burada yönelmiştir. Yazarın kahramanı
Mario, Nastenkası'na bu kentin "beyaz geceler"inde, bir köprüde
rastgelmiştir.) Devrim hareketi, en civcivli saatlerini orada yaşamıştır. (Octiyabr'da,
Kışlık Saray'a bomba yağdıran Kronştdat denizcileri iken; St. Petersburg'un
Sonu'nda bu görevin Aurora savaş gemisine tevdi edildiği göze çarpıyor.)
Çar 1. Petro tara
Mat {Vsevolod Pudovkin} 0000-00-00 00:00:00 Devrim
Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler (3)
Mat
{Ana} / Vsevolod Pudovkin – 1926
“...Yeryüzündeki bütün gerici kuvvetlerin, barış ve milli bağımsızlık
düşmanlarının, faşistlerin ve her çeşit yalancı, düzmece demokratların en
korktukları yazarlardan biri de Maksim Gorki olmuştur. Neden? Çünkü Maksim
Gorki, yalnız kendi halkına değil bütün halklara yurtlarını, hürriyeti, barışı
ve birbirlerini sevmeyi öğretir. Çünkü o, insanın/insanlığın geleceğinden,
güzel günler göreceğinden emindir. Çünkü o, emekçileri yeryüzünün gerçek ve
biricik efendisi sayar. Gorki, insanlar yaşadıkça yaşayacaktır. Çünkü
yeryüzünün en büyük şairidir!” (Nazım Hikmet)
Maksim Gorki, 'Ana' romanını
1906 yılında, yani devr
Le Mépris'in Brigitte Bardot'su 0000-00-00 00:00:00 “İnsan aşağı gördüğü sürece değil,
yalnızca eşit ya da yüksek gördüğünde nefret eder.” Nietzsche
Jean-Luc Godard’ın Le Mépris’inin
(1963, Nefret) Brigitte Bardot
’su (Camille); Marilyn Monroe’da
cisimleşen “çocuksu ve yapay cinsellik”ten, Rita Hayworth’a özgü “cazibeli ve saf
seksapalite”den, daha da geriye gidersek, Marlene Dietrich ya da Greta Garbo’nun
sırtlandığı “gizemli, şeytansı femme fatale” arketipinden de farklıdır. Fransız
Yeni Dalgası’nın entelektüel ve düşünceli karakteri Jeanne Moreau’dan da
farklıdır Brigitte Bardot (daha geniş anlamda onun karşıtı sayılabilir); fakat
bedenini tıpkı Marilyn Monroe gibi kullanmaktadır, Le Mépri
Novecento / 1900 {Bernardo Bertolucci} 0000-00-00 00:00:00 “...1900'ün yalnızca siyasal bir film olarak anılmasını istemem. Bu, daha
geniş olarak yaşam, yazgı, aşk ve siyaset üzerine bir filmdir. Çünkü siyaset de
gündelik yaşamımızın bir parçasıdır... (Bernardo
Bertolucci)
Öyküleme tekniği ile kaleme
alacağım yorumumu. Bol bol diyalog ve monolog geçeceğim arada. Ayrıca yazım
kısmi spoiler içereceği için filmi izlememiş olanların okumaması daha iyi olur.
Hedef kitlem filmi izlemiş olanlar. Ancak önce İtalya tarihini -konumuz yörüngeli-
şöyle çok kısaca/genel hatlarıyla çizmek gerekecek…
Ancak 19. yüzyılın sonlarında
siyasi birliğini sağlamayı başarabilmiş İtalyan Devleti, dolayısıyla Sanayi
Devrimi’yle hızlanan sömürgecilik yarışından da geri kalmıştı.
Akira Kurosawa'nın Rashômon'u Üzerine 0000-00-00 00:00:00 “Ben kendimi “gerçekçi” saymıyorum. “Gerçekçi” olmaya çalışıyorum ya, değilim. Bir türlü “gerçekçi” olamıyorum, “duygucu”yum çünkü. “Plastik sanatlar”a, “güzelliğ”e çok derinden bağlı olduğumu hissediyorum. “Gerçeğ”e soğuk bir bakışla bakamam. Bundan dolayı “gerçekçi” değilim zaten. Öyle sanıyorum ki, filmlerimde bazan kıyıcı sahneler bulunuyorsa, bu, “gerçekçilik”ten değil de zayıflığımdan ileri geliyor. Gerçekte yufka yürekliyim ben.” Akira
Kurosawa Akira Kurosawa Rashômon’da (1950), Japon Ortaçağı’nın (10. yüzyıl) yabanıl coğrafyasını fon alır. Ölüm ve sömürünün, vahşet ve zalimliğ
Detstvo Gorkogo / Çocukluğum {Mark Donskoy} 0000-00-00 00:00:00 Devrim
Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler (8)
Detstvo
Gorkogo {Çocukluğum} / Mark Donskoy – 1938Maksim Gorki'nin, tüm dünyada büyük yankı uyandıran
ve başyapıt mertebesine ulaşmakta gecikmeyecek otobiyografik üçlemesinin
(Çocukluğum – Ekmeğimi Kazanırken – Benim Üniversitelerim) ilk ayağıdır
Detstvo.
Detstvo, yazarımızın çocuklukta yaşadığı ve geriye
dönüp baktığında kendisinin bile inanmakta zorlandığını itiraf ettiği
çetrefilli günlerin acı/keskin bir tutanağıdır. Bu haliyle çok kişisel bir yapım
olduğu iddia edilebilir ilk bakışta; ancak burada önemli bir husus gözden
kaçmamalı: Gorki'nin yaşadıkları (ki XIX. yüzyıla tekabül eden bir zaman
diliminden bahsediyoruz), Rus halkının yaşadıklarıyla paralel
High Noon / Kahraman Şerif {Fred Zinnemann} 0000-00-00 00:00:00 Öncelikle Fred Zinnemann hakkında birkaç kelam etmek gerekecek. Kendisi
bilindiği gibi Avusturya asıllı bir yönetmen olup, mesleğe kameraman
yardımcılığı kimliğiyle, yani işin bizzat mutfağında başlamış
isimlerdendir. (Bu, -aşağıda yazılı filmde de görüleceği üzere-
eserlerindeki biçimsel titizliğe yansımıştır.) Robert Siodmak'ın
asistanlığını yaptıktan bilahare Amerika'ya göç etmiş, 80'lerin
ortasına dek önemli eserlere imza atmayı sürdürmüştür. Burada dikkat
edilmesi gerken husus, Zinnemann'ın Amerika'ya yerleştiği dönemin büyük
buhranın en sancılı zamanlarına tekabül ediyor oluşudur. Bir on-on beş
yıl sonra gelen ikinci savaşı ve nihayet McCarthyci sürek avını da
hesaba katarsak, Zinnemann'ı daha iyi tahlil edebil
John Huston & The African Queen (Afrika Kraliçesi) 0000-00-00 00:00:00 Kariyerine kapkara bir Dashiel Hammett uyarlaması 'The
Maltese Falcon' {1941, Malta Şahini} gibi bir filmle başlayıp, neredeyse yarım
asra yakın bir süre -birçoğu sinema tarihinde ciddi yer edinecek- aralıksız
film çekmek kaç yönetmene nasip olmuştur değil mi? 1941–1987; dile kolay!
Rivayet odur ki bu filmi çekmesi için yönetmeni teşvik eden isim, bir başka film-noir
(kara film) ustası Howard Hawks imiş. Malta Şahini, karizmatik rollerin adamı
Humprey Bogart ile olan birlikteliğinin de ilk adımıydı. Bu birliktelik, aslında
bir Amerikan rüyası eleştirisi sayabileceğimiz 'The Treasure of the Sierra
Madre’ {1948, Sierra Madre Hazineleri}, 'The AfricanQueen
' {1951, Afrika
Kraliçesi}, savaştan dönen bir asker ve tek bir mekanda maruz kalınan ce
Blind Dead IV: Night of the Seagulls (La Noche de Las Gaviotas) - 1976 0000-00-00 00:00:00 Film
Ortaçağ döneminde açılır. Karanlıkta, atlı arabalarıyla kaybolan bir
çifti görürüz, adam yardım istemek için bir evin kapısını çalar. O
sırada atlarıyla yaklaşan Tapınak Şövalyeleri tarafından katledilir.
Sonra şövalyeler korkudan bayılan kızı tapınaklarına götürürler. Toprak
zemine zincirledikleri kızın kalbini çıkarırlar (bu arada fark ederiz
ki Ortaçağ’da silikon varmış) ve taptıkları deniz iblisinin heykelinin
ağzından içeri atarlar (iblis temelde bir kurbağaya benzemektedir).
Daha sonra kızın üzerine yumulan adamlar kızı parçalarlar. Geriye kalan
vücut parçaları da yengeçlere akşam yemeği olur. Günümüze
döneriz (günümüz dediysek 1976’ya)... Dr. Henry Stein ve karısı Joan
görev için atandıklar Read more:Blind
, Night
, Seagulls
Blind Dead III: The Ghost Galleon (El Buque Maldito) - 1975 0000-00-00 00:00:00
Lillian: Kadın fotoğrafçı. Barbie stüdyosunun sahibi. Bikini çekimleri yaparken modellerinden Noemi gelir.
Noemi: Sarışın güzel bir kız. En iyi arkadaşı olan Kathy için endişelenmektedir. Kathy: Noemi’nin
oda arkadaşı, model. Yaklaşık 1 aydır kayıptır. Noemi endişelidir çünkü
arkadaşı şimdiye kadar o olmadan hiçbir şey yapmamıştır. İşin içinde
Lillian’ın olduğunu düşünerek ona gelmiştir. Lillian şüpheli davranınca
polisi aramakla tehdit eder. Lillian mecburen yarın sabah limanda
buluşma sözü verir. Her şeyi orada açıklayacaktır. Limanda bir binada buluşurlar. Burada iki adamla karşılaşır. Howard Tucker: Tucker
spor malzemeleri şirketinin sahibi. Yeni model cankurtaran sandalının
reklamı için Lillian’ın Read more:Blind
, Ghost
, Maldito
Blind Dead II: Return of the Evil Dead (El Ataque de los muertos sin ojos) - 1973 0000-00-00 00:00:00 Portekiz'de
bir Ortaçağ kasabası olan Bouzano’da ayaklanan köylüler, satanist
ayinlerden sorumlu olan şövalyeleri ele geçirirler. “Geri döneceğiz,
bizi öldüremezsiniz!” diye haykıran şövalyeye, ellerinde meşaleler ve
tırpanlarla lanetler okuyan köylüler: “Madem döneceksiniz bari
gözleriniz hiçbir şey görmesin” diyerek karşılık verirler ve tüm
tapınakçıların gözlerini ellerindeki meşalelerle dağlarlar. Daha sonra
hepsini yakarlar. Günümüze döndüğümüzde aynı topraklar üzerinde aynı adlı bir kasaba vardır ve 14. yy’da (yukarıda bahsedilen) doğu şövalyelerine karşı kazanılan zaferin anısına “Şeytan Yakma Festivali” düzenlenmektedir. Murdo: Köyün kamburu ve delisi. Köylü çocuklar ta Read more:Blind
, Return